1 Mart 2012 Perşembe

Önemli olan; anlamak.

 Daha küçük bir çocuktu. Belki 6 yada 7.. ah 8'de olabilir. Ama yaşının önemi yoktu. O dakikada hiçbir şeyin önemi yoktu. anlatmak gerekirse;
 Küçük elleriyle büyük bukleli sarı saçlarını tarıyordu. Çok özel olmak istiyordu. Çünkü ona hiç ilgi göstermeyen babası onunla bir şey konuşacağını söylemişti. Babasını çok severdi ama babası onu hiçbir zaman sevmemişti yada.. o öyle zannetti hep. küçük kırmızı elbisesini üstüne geçirip aşağıya inmeye başladı. Heyecanının sebebini bilmese de küçük kalbi çok hızlı atıyordu. Belki de kötü şeylerin gerçekleşeceğini hissetmişti önceden... 
  Aşağıya indiğinde annesi ile babası onu koltukta bekliyordu. Yüz ifadelerinden, küçük kız, düşüncesini doğruladı. Kesinlikle kötü bir şey olacaktı. Babası yalandan gülmeyi başarsa da, annesi bunu bile yapamıyordu. Hüzün, korku, heyecan ve pişmanlık vardı annesinin gözlerinde. Acıma duygusu.. Küçük kız babasına koştu ve kucağına oturdu. Kız fark ettiğini belli etmemeye çalışsa da, bu çok zordu. Babasına;
-Bir sorun mu var babacığım? dedi. Babası konuşmuyordu. Kız ilk defa babasının gözlerinde şevkati gördü. Gözlerine ilk defa bu kadar derin bakabilmişti. Mavi gözlerinin içinde şevkati hissediyordu. Damarlarının her hücresine işledi bu duygu. Sanki hiç unutulmayacak gibi. Ve o an yıkıldı kız; babasının bakmaya doyamadığı denizi andıran gözlerinden bir damla yaş düştü ve onun izini takip eden binlerce yaş.. Nedenini anlamasa da babasını avutma ihtiyacı gördü. Ağzından; "Lütfen ağlama babacığım, lütfen!" sözleri döküldü. Babası göz yaşlarını sildi ve: "Sana açıklamam gereken bir şey var, Rose." dedi. Yine soğuk davranıyordu babası... Hep böyle idi. Alışmıştı küçük kız. 
-"Bak, Rose. Sana bu güne kadar iyi babalık yapamadığımı biliyorum. Bilmiyorum, belki benden nefret ediyorsun ama şimdi beni çok iyi dinlemeli ve dediklerimi yapmalısın." Babası derin bir nefes aldı. "Yaşın küçük olduğu için sana her şeyi anlatamam çünkü anlamayabilirsin. Ama şunu unutma kızım. Biz seni "ne olursa olsun" çok seviyoruz. Şimdi seninle bir oyun oynayacağız. Sen koltuğun arkasına saklanacaksın ve ne olursa olsun, ne görürsen, ne duyarsan duy, asla ses çıkarma, olduğun yerden çıkma ve... korkma. Tamam mı?" 
  Küçük kız babasının söyledikleri karşısında şaşırmış olsa da, bir şey söylemeden saklandı. Sadece saklandı. Sessiz kaldı konuşmadı. Birkaç saniye sonra zil çaldı. Kız bu oyunun zevkli olacağını düşündü. Ama bu annesinin söylediklerini duyuncaya kadar sürdü.
-"Bence onu onların eline vermemeliyiz. O çok narin, ona zarar verebilirler!" ah harika! Artık annesi de ağlıyordu.
-"Merak etme hayatım. Onu koruyacaklar. Artık kapıyı açmalıyız." Babası ayağa kalktı. Artık kız korkuyordu. Kötü bir şey olacağını seziyordu. Kapı açıldı. Kız ne olduğunu göremese de üç veya dört kişinin ayak seslerini duyuyordu. Adam konuştu.
-Kız nerede?
-Ona iyi bakacağına söz vermelisin.
-Nerede?!
Adam babasına işkence ediyordu. Çünkü babasının çırpınışlarını ve annesinin hıçkırıklarını duyuyordu. Kız korkuyordu. Sadece saklanıyor, susuyor ve korkuyordu. Sonra annesinin sesini duydu.
-Lütfen, sadece söz ver.
Adam yılmış bir şekilde:
-Ah.. Söz veriyorum. Şimdi. işlerini. bitirin.!
Küçük kız annesinin karşısındaki duvara fırlatıldığını görünce her şeyi anlamıştı. Yada o öyle zannediyordu. Son kez annesine baktı. Göz göze geldiklerinde annesinden duyacağı son lafın "Seni seviyorum, bebeğim." olacağını bilmiyordu. Bu annesinin ölmeden önce söylediği son laftı. Annesinin katilini gördüğünde onun yüzünü hayatı boyunca unutmayacağını biliyordu...